“..Kim böyle hainlik ederse, kıyamet günü hainlik ettiği şey ile gelir.” ﴾Al-i İmran suresi, 161.ayet﴿

Güveni kötüye kullanmak ve aldatmak hayatın her alanında olan kötü bir davranış şeklidir. Başında bulunduğu milletinin güvenini ve görevini kötüye kullanan Cumhurbaşkanları’nın ve diğer başkanların, patronların ve diğer makam sahiplerinin vay haline.. Fakat bütün hakimlerin asıl ve doğru makamı olan Hak Teala buyurmuştur ki; Sonra da hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir. ﴾Al-i İmran…

Hayatta bulunan insanların kabirdeki sorgu olayını duymamaları, rüya gören insanın rüyasındaki işittiği sesleri yanındaki uyanık kimselerin işitmemesi gibidir.

Biz şüphesiz Münker ve Nekir meleğine ve ölen her insanın Münker ve Nekir tarafından sorgulanacağına inanırız. Onlar geldiği zaman, ölüye ruhu verilir. 1071. Hadis– Ebû Hüreyre’den radıyallahu anh rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: -Sizden biriniz veya ölü kabre konulunca simsiyah mavi gözlü iki melek ona gelir onlardan birine Münker…

“Her şey bir yaratıcı olmadan oluşur” derdi Bizans doktoru..

Sırrı mukaddes kılınsın Evliyânın büyüklerinden olan Ahmed bin Harb’in rahmetullahi aleyh zamanında bir gün şöyle bir hadise vuku bulmuştur; Bizanslılar devrinde, İstanbul’da bir doktor yaşıyordu. Hiçbir dîne inanmadığı gibi, Allahü teâlânın varlığını da inkâr ediyor ve; “Her şey kendi kendine var olmuştur.” diyordu. Âlemin bir yaratıcısı olduğunu kabûl etmiyordu. Mesleğinde mütehassıs(uzman) olup, sorulan her soruya…

Sabredemediğimiz şeylerin iç yüzü vardır

İç yüz; Herkesçe bilinmeyen, anlaşılmayan ve görünenden büsbütün başka olan neden veya nitelik, mahiyeti anlamındadır. “Beklemesini bilenin, bazı şeyler ayağına gelir” demiştir Honoré de Balzac “Kim sabrederse rızkı gelir ona. Aşırı hırsla çalışma ve çabalama sabırsızlıktır. Mademki rızkı taksim eden O’dur(Allah), o halde şikâyet küfürdür. Sabır gerekir. Sabır, genişliğe ulaşmanın anahtarıdır. Padişah(Allah) köleye(kul’a) şikayet edilir mi?…

“Hey ahmak ve aptal kişi! Allahü teâlânın dostlarında, evliyâsında kusur ve kabahat aramak senin ne haddine!” dedi kendi kendine..

Mısır’da Kâdı’l-kudat(başşehir kadısı) olan Takıyyüddîn isminde bir zât vardı. Mısır evliyasından olup nesebi Peygamber efendimiz’e sallallahu aleyhi ve sellem ulaşan Ahmed-i Bedevî’nin sırrı mukaddes kılınsın büyük bir velî olduğunu biliyordu. Fakat, başşehir kadısına Seyyid hazretleri hakkında uygunsuz sözler söylemişlerdi. Kadı da yakından ve iyice anlamak için Seyyid hazretlerinin yanına geldi. Sohbet esnâsında bir ara Seyyid…

Maksadı, Mevlânâ’yı ve Mesnevî’yi küçültmek ve tahkir etmekti ama cevabını Mesnevi kitabından aldı..

Osmanlılar zamânında Anadolu’da yetişen velîlerden olan Abdürrahîm Arvâsî sırrı mukaddes kılınsın, sohbetlerinde Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin sırrı mukaddes kılınsın Mesnevî’sinden de parçalar okutuyordu. Böyle sohbet meclislerinden birinde Mesnevî okunurken, orada bulunan İran ahondlarından (mollalarından) biri Mevlânâ’yı ve Mesnevî’yi küçültücü ve tahkir edici maksatla, bildiği hâlde “Ne okuyorsun?” diye sordu. Abdürrahîm Arvâsî hazretleri; “Mesnevî okuyoruz.” buyurdu. İranlı…

“Ya Abdürrahîm! Hızır’ı görsem deyip dururdun, fakat bilsem demezdin.”

Bilemedikten(tanımadıktan) sonra, görmenin faydası olur mu? Şüphesiz ki bildiren Allah Azze ve Celle’dir. Anadolu evliyâlarından olan Abdürrahîm Tırsî sırrı mukaddes kılınsın, küçük yaşta babası ile İznik’e giderek büyük velî Eşrefoğlu Rûmî’nin sırrı mukaddes kılınsın, sohbetlerine katıldı. Eşrefoğlu Rûmî’nin; “Bu çocuğu bize verin, tâlim(eğitim) ve terbiyesi ile meşgûl olalım.” buyurması üzerine babasının rızâsı ile onun yanında…

“Gece yarısı idi..duayı 3.kez okuduktan sonra bana şu nida geldi..”

-Allah sana yetişir; sen Yüce Allah’a en büyük ismini vesile ederek dua ettin. Kim, o ismi vesile edip dua etse, makbul olur. Kim o duaları vesile edip bir şey istese, kendisine verilir.  Bundan sonra beni bir ağırlık bastı, uyudum. Rüyamda Resulullah efendimizi sallallahu aleyhi ve sellem gördüm. O duayı kendisine arz ettim, bana şöyle buyurdu;…

“O gece onu rüyâmda bir bahçe içinde gördüm. Bahçenin üzerinde yüksek bir kubbe, kubbenin altında bir taht üzerine oturmuştu”

Sırrı mukaddes kılınsın, Sahabe-i Kiramı gören ve evliyanın büyüklerinden olan Abdülvâhid bin Zeyd rahmetullahi aleyh anlatır; Bir defâsında deniz yolculuğuna çıkmıştık. Bindiğimiz gemi fırtınaya tutuldu. Sonunda dalgalar bizi bir adaya sürükledi. İnip dolaşmaya başladık. Puta tapan bir adama rastladım. “Neden bu puta tapıyorsun. Bu ne fayda ne de zarar verir!” dedim. “Siz kime taparsınız?” diye…

Bir “nasihat” üzerine…

Abdülvâhid bin Zeyd’in rahmetullahi aleyh yanında, “Mümin nasıl olmalı?”, diye sorduklarında, Buyurdu ki: Allah’tan korkup, benzi sararır, Kaçınır haramlardan, emirlere sarılır. Düşünür mahşerdeki, verecek hesâbını, Titrer, hatırladıkça, cehennem azâbını. İşlemiş bulunduğu günahlar sebebiyle, ayıplar kendisini, uğraşır nefsi ile. Bir sözü söylemeden önce düşünür, ölçer, biçer, hayırlı değil ise, söylemekten vazgeçer. İşlediği günahlar öyle üzer ki…