“Kur’ân, yeryüzünün tabiî olaylarını anlatırken, birinci sırayı (H2O)suya verir.” Profesör Dr. Maurice Bucaille

Profesör Bucaille, Tevrat İnciller Kur’an-ı Kerim ve Bilim kitabında bu hususta(özetle)şöyle devam etmiştir;  Kur’an-ı Kerim’de Allah, yarattıklarına verdiği nimetler üzerinde insanları düşünmeye yönelten deliller sunmakla birlikte, bu âyetler bilimin verileriyle karşılaştırmaya değer bilgiler içermektedirler. Bu âyetler bir yandan coğrafî sebeplerle, Kur’ân’ın birinci derecede hitap ettiği Mekke ve Medine halkı, Arap yarımadasındaki bedevîlerin zihniyetlerinin kolayca nüfuz…

Hayatta bulunan insanların kabirdeki sorgu olayını duymamaları, rüya gören insanın rüyasındaki işittiği sesleri yanındaki uyanık kimselerin işitmemesi gibidir.

Biz şüphesiz Münker ve Nekir meleğine ve ölen her insanın Münker ve Nekir tarafından sorgulanacağına inanırız. Onlar geldiği zaman, ölüye ruhu verilir. 1071. Hadis– Ebû Hüreyre’den radıyallahu anh rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: -Sizden biriniz veya ölü kabre konulunca simsiyah mavi gözlü iki melek ona gelir onlardan birine Münker…

“Kur’ân’ın, yaratılış hakkında verdiği bilgilerle, kâinatın oluşumu konusundaki çağdaş bilgiler(bilim) arasında, hiçbir surette, en ufak bir aykırılık bulunmamaktadır” Profesör Dr. Maurice Bucaille

Bir zamanlar Kur’an’ın ışığında araştırmalarına devam eden ve onun hak kitap olduğuna iman eden Profesör Bucaille şöyle devam etmiştir ; “Kur’ân’ın bildirdiği(Fussilet suresi 9-12. ayetlerde bildirilen göklerin ve yerin yaratılışı) ile bilimin tespiti arasında mükemmel bir uyum görülmektedir” Eski imam ve müftü olan, bilmezliği, doğru yoldan sapmışlığı dolayısiyle bir çok insanı da saptıran ve akılsızlığı…

“İslâm hakkında derinlemesine bilgi edinen her Batılı, onun tarihinin, inanç esaslarının ve gâyelerinin nasıl çarpıtılarak tanıtıldığını çok daha iyi anlar.” demiştir Prof. Dr.Maurice Bucaille

Herhangi bir konuda bilinçli olarak gerçeği saptırarak yanlış bilgilendirme durumuna çarpıtma denmektedir. Ne yazık ki sadece batı değil, kimliğinde müslüman yazanlardan da İslam hakkında yanlış düşünce, ön yargı ve yanlış bilgiye sahip olanlar var. Bunlardan biri de İlhan Arsel’dir, şöyle söylemiştir bir zamanlar hayatta olan Arsel;  “İslâm dünyası, Batı dünyasının yaptığını yapamadığı (yani Kur’an-Kerim rehberliği…

“Bilimin, dünyada ilk defa olarak, milletlerarası bir nitelik kazanması, Orta Çağ’daki İslâm Üniversitelerinde gerçekleşmiştir” Prof Dr. Maurice Bucaille

Bu sözlerinin ardından Tevrat İnciller Kur’an-ı Kerim ve Bilim kitabında şöyle devam etmektedir Maurice Bucaille; Matematik (Cebir, Arapça bir kelimedir), astronomi, fizik (optik), jeoloji, botanik, tıp (İbn Sina) vs. bilim dallarında Arap kültürüne olan borcumuz o kadar fazladır ki! O dönemde insanlar, zamanımızda olduğundan çok daha fazla dinî bir zihniyete sahip idiler ve bu da,…

Bir zamanlar yani henüz yaşadığı sıralarda “Kendi yarattıklarını cezalandıran ya da ödüllendiren, biz insanlarınkine benzer istekleri olan bir Tanrı’yı benim aklım almaz” demişti Albert Einstein ve şöyle devam etmişti..

Bedeni ile öldükten sonra yaşayabilecek(öldükten sonra dirilmeye) bir insan da düşünemem. Zayıf yürekliler, korku ya da gülünç bir bencillikle bu çeşit düşünceleri beslesinler istedikleri kadar. “Tanrı” sözcüğü benim için insan zaaflarının bir ifadesi ve ürünü olmanın ötesinde bir anlam ifade etmiyor. “Kutsal Kitap” saygı duyduğum, ancak yine de ilkel ve bir hayli çocuksu bulduğum bir söylenceler…

“İnsan yalnızca farkına vardığı şeylerden sorumlu olsaydı, akılsız aptallar her türlü hatadan peşin peşin arınmış olurlardı” demiştir Milan Kundera

Ancak azizim, insan bilmekle yükümlüdür. İnsan bilgisizliğinden sorumludur. Bilgisizlik bir hatadır. Nasıl ki günümüzde insan bir suç işleyip, “ben bunun suç olduğunu ve bana nelere sebep olacağını bilmiyordum” diyemez ve buna hakkı yoksa, “Allah’ın emir ve yasaklarından haberim yoktu, bunları yapmadığım takdirde cehennem ve kabir azabı ile cezalandırılacağımı bilmiyordum” deme hakkı da öldükten sonra kendisine…

Ayetlerle birlikte, kıyamet gününün geleceğine, o gün dirilişe inanmayan ve inkar edenlere kıyamet günü şöyle denilecek..

İnkâr edenler ateşe sunuldukları gün, onlara şöyle denir “Dünyadaki hayatınızda (yaşadınız) güzelliklerinizi bitirdiniz, onların zevkini sürdünüz. Bugün ise yeryüzünde(Allah’ı yok sayıp, her şeyin tesadüfen ve kendiliğinden oluşmasına inanarak) haksız yere büyüklük taslamanızdan ve (doğru yolda olmayıp) yoldan çıkmanızdan dolayı, alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız.” ﴾Ahkaf suresi, 20.ayet﴿

Bir insanın beynindeki hücreleri ve kan damarları, sinyalleri ve nöronları sadece bakılarak ve kopya edilerek animasyonunun oluşturulması sanat eseri ve başarı olarak tanımlanıyor ama..

Beyindeki bu muazzam sistemi yaratan yüceler yücesi ve kudreti her şeyin üzerinde olan Allahü Teala’nın adı anılmıyor. Her hangi bir yaratıcı olmadan mı oluştu? Allah’ın, yegane ve benzersiz olmasının mühürleri, yarattığı sanatlı eserlerinden her birinin üzerinde açıkça görünmektedir. İnananlar, bunun Rab’lerinden bir gerçek olduğunu bilirler. Kainattaki her şey, Allah’ın ilimlerinin, eserlerinin, hârika sanatlarının teşhiridir. Akıl…

Yeri de yaydık, ona sabit dağlar yerleştirdik. ﴾Hicr suresi, 19.ayet﴿ Her şeyi matematiksel bir hesaba ve amaca uygun yaratan Allah Azze ve Celle

(National Geographic) 1900’lerin başlarında bilim adamları, Dünya’nın bir soğan gibi birçok katmandan oluştuğundan oldukça emindiler ancak katmanların tam olarak nerede başladığını ve bittiğini bilmiyorlardı. 1909 yılında bir Hırvat sismolog olan Andrija Mohorovicic, bu tabakaların en sığ, kabuk ve altta yatan tabakanın, Dünya’nın mantosunun varlığını ortaya koydu. 1936’da ise Danimarkalı sismolog olan Inge Lehmann sismik dalga verilerini kullanarak, dünya’nın iç çekirdeğini keşfetti….