En güzel işiten, nasihatleri(öğüdü) dinleyip ondan yararlanandır.

Öğüdün size ulaşmasını engelleyen, gurur perdesidir.Gurur ve bencillik kalkmadıkça öğüt etkili olmaz. Çünkü insan yine istek ve arzularına göre hareket eder. Zira insan, cahil olduğu müddetçe mazeret gösterebilir. O mazeretler bazen çok şaşırtıcı ve gereksiz saçmalıklardan ibarettir. Vakit değerlidir ama insan mazeret sunmak isterse, ertelemekle ancak kendisini oyalar. Nasihat edeni değil. Dünya, nimetlerinin devamı bulunmayan,…

Bir “söz” üzerine..

Irak’ta yetişen büyük velîlerden ve Şâfiî mezhebi fıkıh âlimi olan Abdülkâhir Sühreverdî rahmetullahi aleyh şöyle buyurmuştur; Dinde(İslam’da) inanılması gereken şeyleri dil ile söyleyip, kalp ile inanarak kabul ettikten sonra, şartlarına uygun amel(Allah’ın emir ve yasaklarını yerine getirebilmek) yapınca kalpdeki îmân parlar. Kişi îmânı dil ile söylemelidir. Dili ile îmânı olduğunu söylediği hâlde, kalbinden inanmayan müslüman…

Ehlullah, istişare(danışma) hakkında ne söylemişlerdir?

Ahmed bin Âsım Antâkî’ye rahmetullahi aleyh; “İstişâre (danışma) husûsunda ne dersin?” dedikleri zaman; “Emin, îtimâd edebilecek kimseden başkasına güvenme!” cevâbını vermiştir. “İstişarede(yani size bir şey danışıldığında nasıl davranmanız gerekir) söylenen söz, nasîhat hakkında ne tavsiye buyurursunuz?” diye sorulunca: “Söyleyeceğiniz sözü önce kendi(nize danışarak ve empati yaparak) nefsinize tatbik(araştırın-düşünün) edin, bu takdirde(onun yerinde olsaydınız ne yapardınız),…

Onun adı nasihat almaz insandır.

Bir şey dinlediği(okuduğu) zaman, ya kendi yaşadıklarını düşünerek asıl anlaması gerekeni anlamaz(farklı anlar)ki buna en iyi örnek sırrı mukaddes kılınsın Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin ilahi aşk için yazdıklarını kendi haram olan ilişkisinde yada gereksiz hislerine binaen kullanır yada başkası adına düşünür ve kendine ders niteliğinde almaz. Sen bir de onun istediğini söyle bakalım, nasıl da alır…

“Şayet, yere ve semalara konuşma izni verilecek olsa, ilk olarak ramazan ayında oruç tutanlara cennet müjdesi verirlerdi. “Allah’ın hidayetinin güneşi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adına(Bismillahirrahmanirrahim) Bütün güzel övgüler, şükürler, senalar, takdisler Alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsus’tur.(Elhamdülillahi Rabbil Alemin) Allah’tan başka yaratıcı ilah yoktur. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem onun kulu ve elçisidir. (La ilahe illallah, Muhammedün resulullah) “Ey iman edenler ! (bana itaat edenler ve gönderdiğim kitaplarıma ve peygamberlerime inananlar),Sizden öncekilere farz (yapılması…

Başlarında ise, heybetli ve nûrânî, mübârek bir zât, elinde iki ağızlı kılıç..

Evliyânın önderlerinden, İslâm âlimlerinin büyüklerinden olan Abdülhâlık Goncdüvânî’nin rahmetullahi aleyh, bir gün huzûruna gelen bir kimse; “Eğer Allahü teâlâ beni Cennet ile Cehennem arasında muhayyer kılsa, ben Cehennemi seçerim. Zîrâ bütün ömrümde nefsimin arzusu üzerine amel etmedim. O halde Cennet nefsin murâdıdır. Cehennem ise, Allahü teâlânın murâdıdır.” dedi. Abdülhâlık Goncdüvânî hazretleri bu sözü red ederek:…

İslam, bazı insanların düşündüklerinin aksine, iyiliği emreder, kötülüğü yasaklar

İyilik ve kötülük, yaşamın her yönüyle/her konuda, içinde olan bir husustur. Her şey, ancak zıddı ile bilinir, ehemmiyeti anlaşılır ve kıymet bilinir. İnsanların bazı davranışlarına rağmen, çok merhametli ve çok bağışlayıcı olan Allah, belki günah ve hatalarından, yanlışlarından pişman olurlar ve bana yönelirler diye(ki bu pişmanlık kalpte başlarsa bile geçerlidir) hemen cezalandırmaz, bekler, kullarına yine…

“Kurtuluş için, hürriyet ve iffete dikkat edin.” Abdülhakîm Hüseynî rahmetullahi aleyh

Abdülhakîm Hüseynî, gittiği yerlerde hem talebe okutup ilim öğretti, hem de sohbetleriyle insanlara dünyâda ve âhirette mutlu olmanın yollarını gösterdi. Talebelerinden birisinin; “Canım Gavs’a kurbân olsun! Bize öyle bir nasîhatte bulununuz ki dünyâ ve âhirette bizim kurtuluşumuza vesîle olsun.” dedi. Abdülhakîm Hüseynî Efendi; “Kurtuluş için hürriyet ve iffete dikkat edin.” buyurdu. Talebesi; “Efendim hürriyet ve…

Ruh hastalıklarının sebebi, îmân eksikliğidir.

Kur’ân-ı kerîm şifâdır. Fakat şifâ, suyun geldiği boruya tâbidir. Pis borudan şifâ gelmez. Gerçek kerâmet, kerâmetin gizlenmesidir. Bunun dışında görünenler, velînin irâde ve ihtiyârı ile değildir. İlâhî hikmet öyle gerektiriyor demektir. Allahü teâlâ sırrını eminine verir. Bilen söylemez, söyleyen bilmez. Ahmaklık, hatâda ısrar etmektir. Hak’tan ve Hak yolundan başka her ne düşünülürse(bağımlı olunursa), hepsi ayrılık…